27 Mart 2012 Salı

One Piece

Türkiye'de bir çok insan için anime'nin anlamı çocukların izlediği çizgi filmler. Benim içinde bundan birkaç yıl öncesine kadar aynıydı. Fikrimi ise artık klişeleşmiş olan bir arkadaşın baskısıydı. Üniversite yıllarında yabancı film ve dizileri takip eden ben birden anime dünyasına daldım. İlk tanıştığım Naruto idi. Ama konumuz ikinci tanıştığım One Piece.

Bir çok anime deneyimimden sonra izlediğim ve izlemekte olduğum en iyi anime olduğunu fark ettim. Ve zamanla sanılanın aksine çocuklardan çok belli bir zeka seviyesi üstü daha ileri ki yaşlarda insanlara hitap ettiğini anladım. Animerin çizgi filmlerden en belirgin farkı, temellerini oluşturan mangalar. Yani Japon çizgi romanları. One piece bu gün 661. manga sayısında. Bu mangaların haftada bir çıktığını ve zaman zaman ara verdiğini görürseniz yaklaşık 12 yıldır devam etmekte.

Ve bu çizgi romanın tam bir kurgusu var. düşünebiliyor musunuz? Ne muazzam bir kurgu olduğunu. Ve bu manga konusunun daha yarısında bile değil. Kurgu ödülleri alan en kral filmler veya diziler bile bu manganın yanına yaklaşamaz. Tamamen hayali bir dünyada bir sonu olan kurgulanmış bir hikaye işlenmekte. Hedefine ulaşmaya çalışan baş karakterler ve diğerleri. Bu hedeflere doğru alınan yol, konunun işlenişi, tam anlamıyla inanılmaz bir zeka ürünü. Böyle bir mangayı anlatmak aylarımı alır. ben sadece ufak bir tanımlama yapıyorum. Bu dünyanın içine girerseniz tanımlamanın pek mümkün olmadığını kendiniz de görürsünüz.

Korsanlar kıralı olmaya çalışan kahramanın ve her birinin kendi hayalleri olan kurgu sonucunda toplanmış bu tayfanın hikayesi  takip edilmeye başlanınca bırakılması gerçekten de çok güç. Zamanla kendinizden biri gibi hissettiğinizi göreceksiniz. O kadar hayal ürünü gerçek dünyada imkansızlıklarla dolu şeylerden kurgulanmış bu dünya birden sizin için gayet mantıklı olmaya başlayacak.

19 Mart 2012 Pazartesi

Hepsiburada Geri Ödeme(me)

Bugün yine sinirimden yazıyorum. Bu sefer Hepsiburada'ya sinirliyim. Bildiğiniz gibi Türkiye'nin en büyük sanal alışveriş sitelerinden biri. Bu mağazadan yaklaşık 5 ay önce aldığım CD sürücüyü iade ettim. Nedeni ise paketin açık olması. Ardından Tabi ki iadem kabul edildi. 4 ay önce bana paramın iade edileceği bildirildi. Bir ay sonra ben iadeyi göremeyince site yetkililerini aradım ve bana finans bölümüne iletiyoruz. En kısa zamanda ödenecek denildi ve birde konu ile ilgili mail atıldı. ilgili mail;

Hepsiburada.com noreply@hepsiburada.com 10 Ocak


Kime: bana
Sayın Müşterimiz, Bilgileriniz finans departmanımıza iletilmiş olup en kısa sürede ödemeniz gerçekleştirilecektir. Siparişiniz ile illgili başka bir sorunuz varsa bize aşağıdaki linkten mail gönderebilirsiniz: http://www.hepsiburada.com/musteri.aspx?sid=1 Hepsiburada.com' u tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz.

Tabiki hesabıma gelen giden yok.:) Bundan bir ay sonra ben yeni aramamı yaptım. Maili söyledim. Adam bana ne dedi? Bekleyin yatıp yatmadığını kontrol edeceğim. Ardından evet yatmamış finans departmanımıza bildirdik. 1 hafta içinde yatacak. taabiki yatmadı. 1 ay sonra yine arayıp bağırıp çağırdım tabi. yine cevap aynı finans.......bla bla.

4 aydan fazladır paramı bekliyorum. Bu paralardan elde ettiği faiz geliri ile ne kadar kar ediyor hepsiburada acaba? Müşteriyi umursamadığı zaten ortada. Ben artık bedava verse alış veriş yapmam bu siteden. Zaten bir CD sürücünün parasını ödeyemiyecek yapıda ise yakında batar bu şirket. Ama tabi ki olmadığı için değil, milleti soymak için parayı geciktirip gelir elde ediyorlar. bizim maduriyetimiz önemli değil. Sonucunda dolandırıcı mantığı hakim adamlarda. Yaptıkları sanal alışveriş değil sanal hırsızlık.

16 Aralık 2011 Cuma

PTT Dış Ülkeler


Sonunda bir buçuk ayın ardından kutumu alabildim. Hangi kutum mu? Polonya'dan gelen kutum. Kutu Polonya'dan İstanbul'a 5 günde topkapı'dan Pendik'e 50 günde gelmiş oldu. Neden mi? alıcı ismi ve adresi okunamadı diye. İşin enteresan tarafı tabi ki ben numarayı söyleyince görevli kutuyu aldı ve üzerindeki okuyup uğur bey siz misiniz? demeyi de ihmal etmedi! ardından nasıl okuyamamışlar diyede bir yorum patlattı. Açıkçası güleyim mi? ağlayayım mi? karar veremedim. Ama kutumu açtığımda hepsine değdi :)

Gelelim sizin işinize yaraya bilecek kısmına. İnşallah yolunuz düşmez ama düşerse belki işinize yarar. Posta ile yurt dışından gelen bütün kutular Avrupa posta dağıtım merkezin de toplanıyor. İncelemenin sonrasında gümrüğe takılanlar gümrüğe sevk ediyor. Yanındaki küçük depo şeklindeki bina :) Takılmayanlar ise sahiplerine gönderiliyor. Takılanlar ya 75 euro üstü değerdeki eşyalardır. Yada benimki gibi okunamamış .vs tarzı sorunları vardır.

sabah 8:30 öğlen 13:30 da açılan bu gümrük kısmına geldiğinizde girişteki memur ileti kodunuza bakıp deponuzu söylüyor. ardından ilgili depoyo gidiyorsunuz. memur hangisi olduğunu söylüyor. bu işlemden sonra oradaki memura numarayı verince arayıp buluyor. Eğer gümrüğe tabi değilse 1-2 milyonluk bir ücret alıyor. Yok tabi ise paketin değerinin %20'si gibi bir faturayı ödemek için vezneye yol alıyorsunuz. Ardından paketi veriyorlar. eğer belirli sürede almazsanız geri yolluyorlar. Muhtemelen 1-2 ay. Memur bana başta seninki çoktan gitmiştir dedi. Ardından görevliye sorunca olduğunu söyledi. Benim işim yaklaşık 15-20 dakika sürdü size kolay gelsin :)

Merkeze metrobüs ile ulaşabilirsiniz. Metrobüs Topkapı durağında inince karşınızdaki eski büyük bina posta merkezi. Her halinden harap bir devlet binası bulunması oldukça kolay. Diğer yanına geçerseniz oradaki küçük binayı görürsünüz. Paketiniz orada bekliyor :)

12 Kasım 2010 Cuma

Inception


Biraz geçte olsa Inception'u izleyebildim. Film 2010 yapımı ve kısaca son 3-4 yıldır izlediğim en güzel filmlerden biri. Christopher Nolan'ın yönettiği filmde baş rolde Leonordo DiCaprio, Joseph Gordon-Levitt ve Ellen Page var. İki erkek oyuncuda sevdiğim oyuncular olunca izlemek kaçınılmaz oldu benim için. Filmin ismini Türkçe yazmıyorum çünkü Türkçe ismi tam olarak inception kelimesinin karşılığı değil:) Aslında yakın zamanda gösterime giren Leonardo DiCaprio'nun son filmi Zindan Adası gibi kahramanın rüyalarında geziyoruz. Bu benzerlik ve aynı oyuncu baş kahraman olunca benim aldığım zevk biraz azaldı açıkçası. Lakin kurgu gerçekten çok iyi yapılmış. Günümüzün görüntü ve efekt teknolojileri de başarılı olarak eklenince, ortaya benim için 10 üzerinden 8 değerinde bir film ortaya çıktı. Özellikle gerçekte 1 dakikadan az süren ama filmde dakikalarca süren bir andaki (Filmi izleyince anlayacaksınız nasıl olduğunu) çekimler ve dövüş sahnesi çok iyiydi. Tabi bir miktarda matrix vari felsefe de katmak filme tuz biber olmuş. Daha fazla filmi anlatmadan kısaca eğer film izlemekten hoşlanıyor ve az bir miktar zeki olduğunuzu düşünüyorsanız, bu filmi mutlaka izleyin. Bende yakın bir zamanda tekrar izleyeceğim:)

10 Kasım 2010 Çarşamba

Askeri Şube

Geçenlerde asker alma şubesine gittim. Yoklama için benden fotoğraf, diploma, nüfus cüzdanı, ve verem savaş raporu istediler. Tabi bunlar olağan olabilir. Olağan olmayan. 1 den 20 ye kadar olan gişelerin sabahtan akşama kadar 100 işlemi bile gerçekleştirememesi. Kendim görmesem bir sistemin bu kadar yavaş işlediğine inanamazdım. Ve yapılan işlem ise bu fotokopiler ile bir formun imzalandıktan sonra dosyanıza konma işlemi. 5 dakika sürecek bir iş kişi başına ortalama yarım saat sürüyor. İnanılmaz. Birde üstüne her işlemden sonra görevlilerin (Tabi ki çoğu bayan:)) yarım saatlik muhabbeti eklenince, o kadar kişi 100 işlem bile yapamıyor bütün gün. Devlet dairelerinde var olan sav saklık herkesin malumu tabi. Ama TSK gibi sistematik bir kurumun böyle düşük performanslı bir sisteme sahip olması gerçekten ilginç. Asker alma şubesine zaman-performans olarak 100 üzerinden 30 veriyorum. Oda okunmadan hemen atılan imzalar nedeni ile:). Birde o nokta var. Muayene olayı. Askeri bir hastaneye gidip 2 doktora imza attırmak. Doktorlar sorar bir sorun var mı? sen cevaplarsın hayır. Ve imza atılır askerliğe elverişlidir diye. Biri sağlıklı olduğunu şubede de söyler. Sırf işkence olsun diye, insanlar askeri hastaneye yollanmaz. Tabi bu konu daha çok konuşulabilir ama kesin olan şey: Gerçekten de TSK da problemler olduğu ve bunların TSK dışından birileri tarafından denetlenmesi gerektiği.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Eskişehir

Yağmur suyunu yavaş yavaş ayak tabanım da hissediyorum. Evinde kaldığım arkadaşların penceresinden baktığımda yağmurun bu kadar etkili olacağını düşünmemiştim tabi. Ama klişeleştiği gibi akılsız başın derdini ayaklar çekiyor. Bu kısmı düşünmeyince gerçekten de Eskişehir'i yağmur yağarken daha çok seviyorum. Otobüs biletim cebimde ve birkaç saatim kaldı bu şehirde. Son altı yılımın geçtiği bu şehri bir daha görüp göremiyeceğim muamma. Yağmur ayaklarımı rahatsız etse de ellerim korkuluklarda porsuğu izliyorum. Son baharın rengini değiştirdiği, kırmızı ve sarının tonlarına sahip olan yapraklar yağmur damlaları ile porsuk yüzeyindeki uykularında titreşiyorlar. Tabi ki üstüne birde büyük şehirlerin yağmur kokusu eklenince durup izlemeden geçemedim. Ve kendi kendime düşündüm acaba yine yolum buralara düşer mi diye?

25 Şubat 2010 Perşembe

Tütün Temini


Bu günlerde pipo tütünü bulmak iyice zorlaşmaya başladı. Piyasada her yerde bulunabilen Captain Black marka tütünler bile artık bulunmuyor.  Tabiki borkum riff gibi daha guzel tutunler hiç bulunmuyor.
Tabi bu durum eskişehir için bu kadar kötü. lakin aldığım duyumlara göre İstanbul- Ankara gibi büyükşehirlerde de durumun benzer olduğu yönünde. Eskiden tenezzül etmediğim sahte tütünü bile arar olduk. Ne olacak halimiz zaman gösterecek.